Kıyamet Ne zaman Kopacaktır?
Kıyametin kopacağı muhakak olmakla birlikte zamanını Allah'tan başka kimse bilemez. peygamberimiz de bu hususta bilgisi olmadığını söylemiştir.
Kesin olarak bilenen bir şey varsa o da, bir gün yer ve göklerin düzeni bozulacak, güneş dürülüp sönecek, yıldızlar dağılıp dökülecek, denizler kaynayıp birbirine karışacak, dağlar birbirine çarparak parçalanacak ve her şey altüst olup bütün alem (evren) yıkılacaktır. Bunda şüphe yoktur. Çünkü bunu Kar'an-ı Kerim bildirmiş, peygamberimiz de haber vermiştir.
Öldükten sonra dirilmek,
Kıyamet koptuktan sonra her şey yok olacak, Alah'tan başka hiç bir canlı kalmayacaktır. Evren bir süre böyle bomboş kaldıktan sonra Allah, İsrafil aleyhi's-selâm ikinci kez "Sûr'a üfürülmesini kendisine emredecektir. İsrafil aleyhi's-selâm ikinci kez Sûr'a üfürünce bütün yaratıklar yeniden dirilecek, kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde toplanacaklardır. Buna: "Öldükten sonra dirilme" denir. Hesap, sual mizan, sırat, cennet ve cehennem bundan sonradır.
İşte bu yeniden diriliş ile başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan zamana "Ahiret Günü" denir.
Ahiret gününe iman etmek, bunlara inanmak demektir. bunların hepsi haktır. hepsi olacaktır.
Koğuculuk (Söz götürüp getirmek)
Dinimiz bütün müslümanları kardeş yapmış ve kardeşliğe zarar verecek her şeyi de yasaklamıştır.
Kardeşliğe zarar veren çirkin davranışlardan birisi de koğuculuktur. Arapçada buna nemime, bu işi yapana da nemmam denir.
Koğuculuk, ara bozmak için birinden lâf alıp diğerine götürmektir. Bu, çok kötü bir huydur, mü' mine asla yakışmaz. Böyle söz götürüp getirmek, insanları birbirine düşürür. Kardeşi kardeşe düşman eder. Baba ile evlâdı, karı ile kocayı birbirinden ayırır. Büyük fitnelere sebep olur.
Mü'minin görevi, dargınları barıştırarak insanların arasını bulmaktır, Yoksa insanlara lâf taşıyarak aralarını açmak ve onları birbirine düşman etmek değildir.
Koğuculuk yapanlar daha mezarda Allah'ın azabına uğrayacaklardır.
İbn Abbas (Allah onlardan razı olsun) diyor ki: Peygamberimiz iki kabrin yanından geçerken:
- "Bu mezarlarda yatanlar azab görüyorlar. Hem de (kendilerince) azab görmeleri büyük bir şey için değildir, buyurdu. Sözüne devam ederek: Evet (onlar her ne kadar bunu basit görüyorlarsa da) günahları büyüktür. Biri idrardan sakınmaz, iyice temizlenmezdi. Diğeri de koğuculuk ederdi, buyurdu.”Buhari,Cenaiz,89;Müslim,Tahare,111
Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur:
"Ara bozmak için lâf götürüp getiren kimse cennet'e giremez.” Buhari,Edeb,50;Müslim,İman,45
Peygamberimiz, arkadaşlarından hiçbiri hakkında kendisine söz getirilmesini hoş karşılamaz ve:
"Ashabımdan hiç biri diğeri hakkında hoşlanmayacağım bir şeyi bana ulaştırmasın. Çünkü ben, hepinize salim bir kalb ile -sevgi dolu gönül ile- çıkmayı isterim."Ebu Davut,Edeb,33
İki yüzlülük mü'min için en çirkin sıfatlardan biridir- Peygamberimiz:
"Şüphesiz insanların en kötü olanları da iki yüzlü kimselerdir ki, birine bir yüzle, diğerine başka bir yüzle gelirler."Buhari,Cenaiz,82;edeb,49
Konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan ve durmadan söz taşıyana boyun eğme."Kalem:11
Melekler
İmanın şartlarından ikincisi meleklere inanmaktır. Melekler, nurdan yaratılmış varlıklardır. Onlar yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilikleri yoktur.
Melekler, Allah'ın sevgili kullarıdır. Allah'ın emirlerini kusursuz yerine getirirler, hiç günah işlemezler.
Yüce Allah, varlıkları çeşitli şekillerde yaratmıştır. Bunlardan kimisi bizim görebileceğimiz, kimisi de göremiyeceğimiz şekildedir. İnsan, bazı varlıkları göremiyor. Çünkü, insanın gözü her şeyi görebilecek durumda yaratılmamıştır, görme yeteneği sınırlıdır.
Meselâ; çok küçük bir cismi göremediğimiz gibi; havayı, rüzgârı, rûhumuzu ve aklımızı da göremiyoruz. Telden geçen elektrik akımı da görülmüyor. Halbuki göremediğimiz bu şeylerin var olduğunu biliyoruz. İşte melekler de var olduğu halde görülmeyen varlıklardır.
Melekler nurdan yaratılmış lâtif varlıklar oldukları için biz onları göremiyoruz. Fakat meleklerin varlığına inanıyoruz, çünkü meleklerin varlığını Allah Teâla Kur'an-ı Kerim'de haber vermiş, Peygamber Efendimiz de melekleri hem görmüş, hem de bize bildirmiştir. Yüce Allah'ın ve sevgili Peygamberimizin bildirdiği her şey doğrudur. Bu sebeple biz, meleklerin varlığına kesin olarak iman ediyoruz.
Melekler: yerde, göklerde, çevremizde ve her yerde bulunurlar. Sayılarını ancak Allah bilir. Her birine Allah'ın verdiği görevler vardır.
Bazıları devamlı olarak Allah'a ibadet eder. Bazıları da kâinatın tertip ve düzeni ile vazifelidirler. İnsanların gücünün erişemiyeceği büyük işler yaparlar. İnsanlara iyiliği telkin eden, kötülüklerden koruyan, sıkıntılı zamanlarda müminlerin yardımına gönderilen melekler de vardır. Yüce Allah, meleklerin varlığı ile sonsuz kudretini göstermiştir.
Namuslu ve İffetli Kimselere iftira Etmek
Toplumu rahatsız eden hastalıkların en çirkin olanlarından birisi de iftiradır.
İftira. bir kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı demek, söylemediği bir sözü söyledi diyerek ona isnad etmektir.
Dinimiz insanın şerefine ve iffetine büyük önem vermiş, toplum içinde saygınlığının korunmasını emretmiştir.
Bunun içindir ki, ona iftirada bulunmayı büyük günah saymıştır.
Esasen dinimiz kesin bilgimizin olmadığı konular hakkında dikkatli olmamızı öğütlemiştir.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardına düşme, Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi yaptığından sorumludur".İsra:36
İnsan, her duyduğu söze, hakkında araştırma yapmadan inanmamalı ve onu yaymamalıdır. Sonunda duyduğu o sözün yalan olduğu, gerçekle ilgisi bulunmadığı anlaşılırsa bundan üzülür. Nitekim Cenab-ı Hak bizi uyararak şöyle buyuruyor:
"Ey mü'minler, eğer fasık (günahkâr) ın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz."Hucurat:6
Regaip Kandili
Recep ayının ilk cuma gecesine "Leyle-i Regâib" denir. Bu gece, İslâm'ın mübarek gecelerinden biri olup bütün İslâm dünyasında kutlanır.
Kelime olarak regâib, "ragibe"nin çoğuludur. Ragibe; nefis, Kıymetli, değerli, ihsan gibi mânâlara gelir. Buna göre Leyle-i Regâib denilince "Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, iyi değerlendirilmesi gereken gece" anlaşılır. İslâm âlimlerinin açıklamalarına göre bu gecede Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz birtakım fi'li tecellilere, nurani mevhibelere erişmiş, bu sebeple Cenâb-ı Hakk'a şükür için on iki rekât namaz kılmıştır.
Halk arasında "Bu gece, Amine Hatun'un Peygamberimiz'e hamile kaldığı gecedir" tarzında yanlış bir kanaat yaygındır. Esasen Peygamber Efendimiz'in doğum tarihi böyle bir kanaati doğrulamamaktadır. Şu kadar var ki Âmine Hatun, Rasul-i Ekrem Efendimiz'e hâmile olduğuna, bu gece muttali olmuş olabilir. Halk arasında yaygın olan kanaatin böyle yorumlanması daha uygun olmalıdır. Yine de doğrusunu Allah bilir.
Manen Bereketli Gece:
Kelime olarak düşünülünce bile, adı üstünde anlaşılıyor ki, bu gece, mânevi açıdan çok bereketli, bu sebeple de Müslümanlarca iyi değerlendirilmesi gereken gecelerden biridir. Bu gecenin bir hususiyeti de "Mübarek Ramazan Ayı"nın ilk habercilerinden olmasıdır. "Receb, Şaban ve Ramazan" aylan peşpeşe olup, Müslümanlar bu aylar ve günlerde daha kontrollü davranmak durumundadırlar. Receb'in ilk cuma gecesiyle giren bu kandil, Müslümanlar'a ilk hatırlatmayı yapmakta ve hâl diliyle "iki ay sonra Ramazan ayı gelecek, ona hazır olunuz, onu karşılayınız, on bir ayın sultanına hoş geldin ey mübarek Ramazan diyebilmenin mânevi gayretine şimdiden girişiniz!..." demektedir.
Bu Geceyi Nasıl Değerlendirmeli?
Mümkünse sıhhati yerinde olan Müslümanlar bu gece yatsı ve sabah namazını camiye giderek cemaatle eda etmeli, mahalle ahâlisi ile bütünleşmeli büyüme çağındaki çocuklarını da camiye götürmeli, onlara gece hakkında bilgi vermeli, minarelerde yanan kandillerin mânâsından bahsetmeli, beraberce va'z-ü nasihat dinlemeli, Kur'ân-ı Kerim okumalı, okuyanları dinlemeli, aile yakınlarıyla bir araya gelip gecenin mânâ ve önemiyle ilgili olarak dini sohbette bulunmalı, geçmiş namazlarını kaza etmeli, kazası yoksa nafile kılmalı, dinimizin ve milletimizin bekası için dua etmeli, günahlara tevbe etmeli; milli birliğimizin, ilâhi bir sıyanetle korunması için bütün samimiyetle Allah'a yalvarmalıdır.
Sevgi ve Merhamet
Sevgi ve Merhamet Ahlâkî davranışların temelinde insan sevgisi önemli yer tutar. Bu sebeple olgun müslüman olabilmenin şartlarından biri de bu sevgidir.
Kalbi sevgi ile dolu olan Hz. Muhammed (A.S.).şöyle buyuruyor'
"Birbirinizi sevmedikçe olgun mü'min olamazsınız."
Kalblerdeki sevginin göstergesi insanlara iyilik yapmak, şefkat ve merhametle muamele etmektir.
Hz. Muhammed (A.S.) buyuruyor ki:
"Merhamet edenlere, Allah da merhamet eder."
İslam'da sevgi ve merhamet sadece insanlığı değil; bütün yaratıkları içine alır. Hz. Muhammed (A.S.) "Bir kediyi aç bırakarak ölümüne sebep olan kadının azap göreceğini, susayan bir köpeğe acıyarak su içiren günahkar bir kişinin de bu davranışı ile Allah (c.c.) tarafından bağışlandığını" haber vermiştir.
Sihir
Sihir de büyük günahlardandır. Sihir, sözlükte, sebebi gizli ve ince olan şey demektir. Din örfünde ise, sebebi gizli olan ve gerçek olmadığı kabul edilen şeye denir ki, göz bağcılık ve hilekârlık şeklinde cereyan eder.
Türkçe'mizde buna "Büyü" ve "Efsûn" diyoruz. Bunu san' at edinene de" Sihirbaz" adı verilir.
Sihrin tarihi çok eskidir, ilkel topluluklara kadar dayanır.
Sihrin değişik yolları ve pek çok çeşitleri vardır.
Gerçekle ilgisi bulunmayan ve sırf gözbağcılıktan ibaret olan sihir olduğu gibi, gerçek netice ve etkileri olan sihirler de vardır.
Büyük Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Fahreddin Râzi'nin, tefsirinde işaret ettiği sihrin sekiz çeşidini açıkladıktan sonra, bunları şöyle özetliyor:
"Buraya kadar saydığımız sekiz kısım sihir, dönüp dolaşır iki esas ta toplanır.
Biri, sırf yalan, dolan, sadece saçmalama ve iğfal olan söz veya fiil ile etki yapan sihir, diğeri de az çok bir gerçeğin su-i istimal edilmesiyle ortaya konan sihirdir. Sihrin bütün niteliği; hayali, hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir meydana getirmekten ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı tamamıyla hayal, diğer bir kısmı da bazı gerçeklerle karışıktır."
Sihrin en büyük tesir; ruhlar üzerindedir. Düşünceleri bozar, gönülleri çeler, ahlâkı perişan eder. Karı ile kocanın arasını ayırır, aile yuvasını yıkar. Komşuları birbirine düşürür, toplumu büyük fitnelerle karşı karşıya bırakır.
İşte bunun içindir ki dinimiz sihri yasaklamış, sihirbazların kötü ruhlu insanlar olduklarını, dünyada da, ahirette de perişan olacaklarını bildirmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:
"Büyücü nereye varırsa iflâh olmaz."Taha:69 buyurulmuştur.
Hiç şüphe yok ki öyledir; karı ile kocayı birbirinden ayıran, aile yuvasını yıkan; komşuları, dostları birbirine düşüren, toplum fertleri arasındaki birlik ve bütünlüğü bozan insan kötü ruhludur. Cenâb-ı Hak böylelerine hiç bir vakit mutluluk nasip etmez.
Buharî ve Müslim'in rivayet ettikleri metni yukarda geçen hadis-i şerifte ferd ve toplumları mahveden yedi günah sayılırken bunlardan bir tanesinin de büyü olduğu bildirilmiştir.
Sihirbazın sihir yapması günah olduğu gibi bir müslümanın herhangi bir probleminin çözümü için sihirbaza gitmesi de aynı şekilde günahtır. Çünkü bu, onu tasvip ve ona inanma anlamı taşır.
Peygamberimiz: "Bazı şeyleri uğursuzluğa yoran ve başka birine bu tür yorumlar yaptıran, fala bakan veya baktıran, sihir yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya gider de onun söylediğini doğrularsa o kimse Muhammed'e (S.A. V) indirileni inkâr etmiş olur."Et-Terğib ve't'Terhib,C.4 s.33 buyurmuştur.
Konu ile ilgisi olması bakımından kehanet ve falcılıktan da kısaca söz et- mekte yarar vardır. Çünkü dinimiz kehaneti de falcılığı da yasaklamış, bunların hurafe, aslı olmayan saçma şeyler olduğunu bildirmiş, bunlarla mücadele etmiştir.
Şirk
Şirk, Allah'a ortak koşmak, Allah'tan başka ilâh olduğuna inanmaktır. Şirk denince akla bu gelir. Bu anlamdaki şirk, sadece büyük günah değil, küfürdür. Çünkü Allah tektir, benzeri ve ortağı yoktur.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
“İlâhınız bir tek ilâhtır. O'ndan başka İlah yoktur. O rahmandır, rahîmdir."Bakara,162
İhlas suresinde de:
"De ki: O, Allah birdir, Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'na eşya da denk değildir."İhlas suresi buyurulmuştur.
Allah'a ortak koşan kimse, bundan tövbe etmedikçe, Allah Teâlâ onu bağışlamayacağını bildirmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, büyük günah ile iftira da bulunmuş olur." Nisa:48
Şirkin bir çeşidi de, Allah'a yapılan ibadete başkasını ortak kılmak ve araya bir takım aracılar sokmaktır.
İbadet, yalnız Allah'a yapılır ve ancak O'nun hakkıdır. O'ndan başkası ibadete hak kazanmış değildir.
Her gün kıldığımız beş vakit namazın her rek'atında okuduğumuz Fatiha Sûresinde:
"Ey Rabbimiz, yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." diyoruz.
Peygamberimiz, Allah 'tan başkasına ibadet anlamı taşıyan her türlü söz ve davranıştan sakınmamız hususunda bizi uyarmış ve bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı övdükleri gibi beni övmeyin. Şüphesiz ki ben Allah'ın kuluyum. Bana, "Allah'ın kulu ve O'nun elçisi" deyiniz." Buhari,Enbiya,48
Bilindiği gibi Hıristiyanlar, Hz. İsa 'yı, onu ilâhlaştıracak kadar övmüşler ve böylece küfre gitmişlerdir. Nitekim Kur'an-ı Kerimde: "And olsun ki, Allah, kesinlikle Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih, "Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur" demiştir "Maide.72 buyurulmuştur.
Hıristiyanları , Hz. İsa 'ya -onları uyarmasına rağmen- tanrılık isnat etmeleri, onları küfre götürdüğü için, Peygamberimiz bizi uyararak, böyle korkunç bir hataya düşmememiz maksadıyla kendisine sadece "Allah'ın kulu ve elçisi" dememizin yeterli olduğunu bildirmektedir.
Çünkü Hz. İsa örneğinde olduğu gibi, Peygamber de olsa, bir insanı aşırı derecede övmek ve ona tazim göstermek insanı -Allah korusun -şirke ve küfre götürür.
İnsan insandır ve insan olarak sevilmeli ve sayılmalıdır. Yaratıcıya gösterilmesi gereken sevgi ve saygının bir benzerini yaratığa göstermek, yanlış ve büyük hatadır. Nitekim Kur'an-ı Kerimde:
"İnsanlardan bazısı Allah'tan başkasını Allah'a eşler ve benzerler edinir de onları, Allah'ı sever gibi severler. iman edenler ise daha çok Allah'ı severler."Bakara:165 buyurulmuş, Allah'a gösterilen sevgi ve saygının benzerini onun yaratıklarından herhangi birisine göstermenin doğru olmayacağı bildirilmiştir.
Putperestler de Allah'ı tanıyor ve O'na inanıyorlardı. Ancak putlara, kendilerini Allah'a yaklaştırmak, Allah katında kendilerine şefaatçi olmak için taptıklarını söylüyorlardı.
Allah'a yaklaşmak için vasıtaya ihtiyaç yoktur. Çünkü Allah insana şah damarından daha yakındır. insana bu kadar yakın olan yüce yaratıcıya ulaşmak için vasıtaya ihtiyaç olur mu? Elbette olmaz. Yeter ki insan, Allah'ın gönderdiği son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (S.A. V.) 'ya uysun, onun sünnetini benimsesin, bu ona yeter. Zaten Kur'an-ı Kerim de bize bu yolu tavsiye ediyor. Nitekim: "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir."Al-i İmran:31 buyurulmuştur.
Allah katında şefaate gelince; bu da Allah'ın iznine bağlıdır. Allah izin vermedikçe hiç kimse O'nun katında şefaat edemez. Nitekim bu konuda Kur'an:.ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:
"Allah'ın huzurunda kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez." Sebe':23
Bütün bunlar gösteriyor ki, her işte Allah'a yönelmeli ve O'nun razı olacağı işleri yapmalı ve ibadette başkasını O'na ortak kılmamalıdır.
Şirkin bir başka çeşidi de riyâ'dır. Riyâ, gösteriş için ibadet etmek ve hayır işlemektir. Kişi, böylelikle Allah için yapılması gereken bir ibadet ve hayır ile dünyevî bir çıkar sağlamayı amaçlamaktadır.
İbâdet, yalnız Allah için yapılır ve ancak onun hakkıdır. Başkalarına gösteriş için ibadet yapılmaz. Nitekim Kur'an-ı Kerimde:
"Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadetle hiçbir şeyi O'na ortak koşmasın."Kehf:10 buyurulmuştur.
İnsanlardan çıkar sağlamak için yapılan ibadeti Allah kabul etmez ve böyle ibadete değer vermez. Nitekim Peygamberimiz, Allah Teâlâ 'nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Ben, ortakların ortaklıktan en müstağni (doygun) olanıyım. Her kim yaptığı amel ve ibadette bana başkasını ortak yapar (riyâkârlık eder) sa onu koştuğu ortağı ile baş başa bırakır (yaptığı amellerin sevabından mahrum eder )iz “Müslim,Zühd,5
Peygamberimiz de şöyle buyuruyor:
"Kıyamet gününde insanlardan ilk sorgulanacak üç kişiden biri şehit olan bir kimsedir ki, huzura getirilir. Cenab-ı Hak ona verdiği nimetleri sayar, o da eriştiği bu nimetleri saklamayıp kabul eder. Allah Teâlâ ona:
- Bu nimetlere karşılık ne yaptın? diye sorar. O da:
- Senin uğrunda savaştım da şehit düştüm, der. Allah Teâlâ:
- Yalan söylüyorsun, sana cesur desinler diye savaştın, öyle de söylenmiştir, buyurur. Sonra, verilen emir üzerine yüzükoyun sürüklene sürüklene cehenneme atılır.
İkincisi de ilim öğrenip öğretmiş ve Kur'an okumuş bir kimsedir ki, bu da getirilir. Cenâb-ı Hak ona ihsan buyurduğu nimetleri sayar. O da bu nimetleri saklamayıp itiraf eder. Cenab-ı Hak ona:
- Bu nimetlere karşılık ne yaptın? diye sorar. Adam:
- İlim öğrendim ve öğrettim. Kur'an okudum, der. Cenâb-ı Hak:
- Hayır, yalan söylüyorsun,. ilmi, sana âlim desinler diye öğrendin.
Kur'an-ı, sana (güzel) okuyucu desinler diye okudun. Nitekim bu söz de söylenmiştir, buyurur. Verilen emir üzerine yüzükoyun sürüklenerek ateşe atılır. Müslim,İmare,43
Üçüncüsü de, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine imkan verdiği ve her türlü servetten ihsan buyurduğu kimsedir. Bu da diğerleri gibi huzura getirilir. Cenâb- ı Hak ona lütfettiği nimetleri sayar. O da onları inkar etmeyip itiraf eder. Bunun üzerine cenâb-ı Hak kendisine:
- Bunlara karşılık ne yaptın? diye sorar. Adam:
- Servetimi sırf senin uğrunda harcadım, deyince Cenâb-ı Hak:
- Yalan söylüyorsun. Bunları, sana cömert desinler diye yaptın; bu söz de söylenmiştir, buyurur. Sonra verilen emir üzerine bu da sürüklene sürüklene cehenneme atılır."
Görülüyor ki, Allah Teâlâ gösteriş için yapılan ibadetleri kabul etmeyecek ve böyle hareket eden riyâkârları şiddetle cezalandıracaktır.
TEVBE
Tevbe, sözlükte rucû etmek, dönmek demektir. Din örfünde ise, işlenmiş bir günaha pişman olup, bir daha işlemiyeceğine dair Allah'a söz vermek ve O'ndan af dilemektir.
Tevbe, Cenab-ı Hakk'ın biz kullarına bir lütfudur. İşlediğimiz günahlarından kurtulmanın yoludur.
İnsanın yaptığı günah için tevbe kapısı açık tutulmuştur.
Peygamberlerden başka hiç kimse ma'sum değildir. Günah işleyebilir. Nitekim Peygamberimiz:
" Ademoğlunun hepsi günah işler. Günah işleyenlerin en hayırlısı ise tevbe edenlerdir ." buyurmuş insanın hatasız olamayacağını bildirmiştir.
İnsanın hatasının çokluğu onu ümitsizliğe düşürmemeli, yaptığı hatalardan pişmanlık duyarak Allah'a yönelmesi halinde Cenab-ı Hakk'ın tevbesini kabul etmek suretiyle kendisini bağışlayacağını bilmelidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur.
" Allah, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir "
Tevbe, allah'ın emridir. İşlediğimiz günahlar için tevbe etmemizi Cenab-ı Hak emrediyor.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
" Ey müminler, hepiniz, Allah'a tevbe ediniz ki felah bulusınız ."
" Ey iman edenler, bir daha (günaha) dönmeyecek tevbe ile tevbe ediniz "
Peygamberimizde;
" Ey insanlar! Allah'a tevbe edin ve O'ndan mağfiret dileyin, ben günde yüz kere tevbe ediyorum " buyurmuştur.
Yalan ve Yalan Yere Şahitlik
İnanan bir insan için imandan sonra en güzel sıfat, hiç şüphe yok ki doğruluktur.
Doğruluk, Peygamberlerde bulunması gerekli beş sıfattan birisidir.
Doğruluk, ahlâkın temeli ve bütün faziletlerin başıdır.
Doğruluk, ne derece bir fazilet ise bunun karşıtı olan yalancılık da o kadar kötü bir huydur. Bunun için dinimiz, yalan konuşmayı yasaklamıştır.
Mü'min yalan konuşmaz. Çünkü mü'min güvenilir kimse demektir. Yalan ise buna engeldir.
Peygamberimize:
-Mü'min korkak olur mu? diye sorulmuş,
- Olabilir buyurmuş.
- Mü 'min cimri olur mu? diye sorulunca, Peygamberimiz:
-Olabilir. demiş.
- Mü 'min yalancı olabilir mi? denilince, Peygamberimiz:
- Hayır, olamaz, buyurmuştur.Tenviru'l-Havalik ala Muvatta'il-İmam Malik,C.2,S.252
Yalan, insan için en kötü sıfat olan münafıklık belirtisidir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur.
"Münafığın belirtisi üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder (onu korumaz). "Buharî İman,24;Müslim,İman,25
Yalancının dünyada da ahirette de yüzü karadır. Çünkü insan, yalan konuştukça ve yalanı benimsedikçe Allah katında yalancılardan yazılır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Doğruluğu benimseyin - ondan ayrılmayın- zira, doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyledikçe, doğruyu araştırdıkça Allah katında doğru yazılır. Yalandan kaçının, zira yalan kötülüğe götürür. Kötülük de cehenneme iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır."Buharî,Edeb,69;Müslim,Birr,29
Peygamberimiz, çocukları yatıştırmak ve oyalamak için onlara yalan söylemenin de günah olduğunu, bundan da sakınılması gerektiğini bildirmiştir.
Abdul1ah b. Amr (radıyallahü anh) diyor ki:
"Peygamberimiz evimizde bulunduğu bir günde, annem, "yavrum gel, sana bir şey vereceğim" diye beni çağırdı. Peygamberimiz anneme:
- çocuğa ne vermek istedin? diye sordu. Annem:
- Hurma vermek istedim, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz:
- Eğer bir şey vermeyeydin (de çocuğu böylece aldataydım) sana bir yalan günah yazılırdı, buyurdu.Ebû Davud,Edeb,88
Yalanın her çeşidi günah olmakla beraber,en çirkini yalan şahitliğidir. Hatır için, yahut çıkar için mahkemede yalan
şahitliği yapmak büyük bir günahtır. Yalancı şahit; önce, başkasının dünyasını yapacağım, gönlünü hoş edeceğim
diye kendi ahiretini yıkmış olur. Sonra da yaptığı yalan şahitlikle hakkın kaybolmasına ve günahsız insanların
eziyet görmelerine, mağdur olmalarına sebep olur.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Ey müminler, adaleti titizlikte ayakta tutan; kendiniz, anne- babanız ve akrabalarınız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer büker, yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır."Nisa:135
Peygamberimiz de:
- Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi? buyurdu. Ashab:
- Evet, bildir, ey Allah' ın Resûlü, dediler. Peygamberimiz:
- Allah'a ortak koşmak, anne ve babaya âsi olmak, buyurdu. Sonra, dayanmakta olduğu yerden doğrulup oturdu ve:
- İyi dinleyin, bir de yalan şahitliğidir, buyurdu. Peygamberimiz bu sözü durmadan tekrar ediyordu. Ashab: "Keşke sükût buyursalar" dedi.Buharî,Şehadet,10;Müslim,İman,38.
Yalan şahitliği yapan kimse üç çeşit günah işlemiş oluyor: Yalan konuşma, haksız olan kimseye yardım etme ve haklı olanı perişan duruma düşürmedir.
Öyle ise, mü'min yalan konuşmaz ve yalan şahitliği yapmaz. Bunlar, Müslümana asla yakışmayan kötü huylardır.
Yetim Malı Yemek
İnsanların durumları hep aynı değildir. Bir kısmı zengin. bir kısmı da fakirdir. Bir kısmımn sağlığı iyi olduğu halde, bir kısmı hasta ve sakattır. Ailesiyle huzur içinde yaşayanlar yanında yuvası yıkılmış ve ocağı sönmüş, boynu bükük, öksüz yetimler de vardır.
Dinimiz, toplum fertlerinin birbirleriyle yardımlaşmalarım öğütlerken, yoksulları görüp gözetmemizi, öksüzleri kendi çocuklarımız gibi koruyarak eğitip yetiştirmemizi tavsiye eder.
Peygamberimiz:
"Gerek kendisine ve gerek başkasına ait her hangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette şöyleceyiz." buyurarak şahadet parmağıyla orta parmağına işaret etmiştir.Müslim,Zühd,2
Öksüzler, bizlere Allah'ın emanetidir. Onların anası da babası da biziz. Onların eğitilip yetiştirilmesi ve topluma yararlı birer insan haline getirilmesi bizim görevimizdir.
Öksüzlerin yalnız kendilerini değil, onlara ait malları da korumak, bize Allah'ın emridir. Mallarını, zayi olmaması için, kendi malımız gibi koruyacak, büyüdüklerinde ise kendilerine teslim edeceğiz. Konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim 'de şöyle buyuruluyor:
"Ergenlik çağına erişinceye kadar yetimin malına yaklaşmayınız. Meğer ki, en güzel bir niyet ve maksatla ola,"En'am:152
Yetimlerin mallarına kötü bir niyet ve maksatla yaklaşıp onları kendi mallarına katarak yiyenlerin büyük vebal altında kalacakları Kur'an-ı Kerim'de bildirilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:
"Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin. Mallarınızı onların mallarına katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır."Nisa:2
"Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten alevlenmiş ateşe gireceklerdir."Nisa 10 nbsp;
Başkasına ait olan bir malı haksız bir şekilde elde edip yemek de haram ve günahtır. Eğer bu mal, kendi malımız gibi korumak ve büyüdüğünde kendisine vermekle yükümlü olduğumuz bir yetime ait ise, onu haksız olarak kendi malımıza katmak suretiyle yemek ise büyük günahlardandır.
Olgun mü' mine yakışan, böyle bir günahı işlememek ve kendini ateşe atmamaktır.
ZİNA
Büyük günahlardan birisi de zinadır. Zina, aralarında meşru bir evlilik olmayan, nikâh bağı bulunmayan kimselerin cinsi ilişkide bulunmalarına denir.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, şüphesiz bir hayasızlıktır, kötü bir yoldur."İsra:32
Peygamberimiz de: "Mü'minleri, Allah'tan daha çok, fenalıklardan koruyan kimse yoktur. Bunun için Allah Teâlâ açık-kapalı fuhşiyatı (zinayı) haram kılmıştır.” Buhari,Müslim,Tevbe,7 buyurmuştur.
Zinanın, ahlâkî, sosyal, hukukî ve sıhhî pek çok zararları vardır.
Toplumların çekirdeği ailedir. Sağlıklı nesil bu yuvada yetişir. Çocuk fizikî gelişmesini de, ahlâk ve terbiyesini de önce buradan alır. İnsan sevgisinin kaynağı ailedir.
Bu yuva için en büyük tehlike zinadır. Zina her şeyden evvel ailenin teşkilini engeller. Kurulmuş olan ailenin ise dağılmasına ve perişan olmasına sebeb olur.
Zinâ, insanın sağlığı için de zararlıdır. Pek çok zuhrevî hastalıkların kaynağının zina olduğu tıbben sabit olmuştur. Hatta bugün insan sağlığını tehdit eden aids hastalığı da çoğunlukla üreme organları yoluyla bulaşmaktadır.
Zinanın yaygın hale geldiği toplumlarda ölüm olaylarının çoğalacağını haber veren Peygamberimiz, bu noktaya dikkatimizi çekmiştir. (Et-Tergib ve't- Terhib, c. 3, s. 286)
Zina ile ana rahmine düşen çocukların çoğu kere doğmaları engellenir. Dünyaya gelenler ise ortada kalarak perişan olur. Anne ve baba şefkatinden mahrum kalır. Çocuğuna sonsuz şefkat ve merhametle dolu ve çocuğu için her feda kârlığa katlanan annenin çocuğunu terketmesine zorlayan, bu yüz kızartıcı kötülüktür.
Böylece zina insanı en büyük özelliğinden, sevgi ve merhamet duygusundan yoksun hale getirir.
Bunun içindir ki dinimiz bir kadınla bir erkeğin yalnız bir yerde baş başa kalmalarından sakınmalarını tavsiye etmiştir. Durumu müsait olanların hemen evlenmelerini emretmiş, evlenmenin gereksiz masraflarla zorlaştırılmamasını öğütlemiştir.
Dinimiz, çocuk sahibi olmanın -bazılarının sandığı gibi insanı fakir yapmayacağını, aksine evlenenlerden fakir olanları Allah Teâlâ 'nın zengin yapacağını bildirmiştir. Kendini haramdan korumak kasdıyle evlenmek isteyenlere yardımcı olunmasını tavsiye etmiştir.
Yesrip (Medine) den gelip Mekkenin kenarında Akabe denilen yerde Peygamberimizle buluşan ve onu dinledikten sonra müslüman olmak isteyenlere Peygamberimiz: "Allah'a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiç bir yalanla bühtan ve iftirada bulunmamak, doğru işde isyan etmemek üzere bana biat ediniz." buyurmuştur.Buhari,İman,11
Sonuç olarak, zina, büyük günahlardandır. Olgun iman ile bir arada barınmaz. Nitekim Peygamberimiz:
"Zina eden kişi zina ettiği sıra (tam ve olgun) mü'min olduğu halde zina etmez."Buhari,Eşribe,1 buyurmuştur
Kaynak: Diyanet İşleri Bşk.